|
- Sana renkleri göstereceğim şimdi ama önce
kapat gözlerini ve tut elimi.
En mutlu olduğun andan az önceki anı hatırla. Habersiz...
Heyecansız... Kan hâlâ gelmedi yüzüne, bütün kokular güzel değil
henüz. Ve herkes çok da insan değil aslında. İşte onun adı mavi... İster
yüz içinde istersen uç... En çok da çek içine, nasıl iç açıyor değil mi?
Ama sakın arkana bakma, kirlendikçe lacivert çünkü...
Güldükçe turkuaz...
Kimseye söylemeyeceğine söz verdiğin sırlarını hatırla şimdi,
yalnızca sana ait... Sonra dayanamayıp kendini alıp başrolden, bir
başkasına anlattığın anı hatırla. Sevinç mi, utanç mı, ayıp mı? Adını sen
koy, rengini ben... Kırmızı o... Öfke kırmızısı, utanç kırmızısı, aşk
kırmızısı.
Boş ver, bilme kan kırmızısını...
Bir gülüşü hatırla, her hayalin içine serpilişini bir rengin…
Kendisi sever mi bu kadar kendini bilinmez; kız mı, erkek mi, her renk bir
cinsiyet mi? Sorma, boş ver, sen şekere verdiğini hatırla, pamuk olduğunu
aslında… İsimse yüzde tebessüm, dudakta gonca oluşunu…
İşte sana pembe, yazarken gülümseten, bir hayal olup açılmayı
bekleyen…
Bir bebeği ilk öptüğün, ilk kokladığın anı hatırla... Hani mis
kokan boynu, buruşuk sıcak elleri… Islak ağzı, olmayan dişleri... O
yumuşacık ağzıyla seni çenenden sevişini hatırla. Bırak ıslaklığı kalsın
orada. İşte sana sarı, yumuşacık, umulmadık... Üzülme ama bil, sarı
geçicidir.
Sarı zan rengidir...
Şimdi suya ilk atıldığın anı hatırla. Suyun rengini sen seç.
Dalmıştın. Ama derine... Yetmesin, aç gözlerini. Yansın canın, yakan tuz
değil biliyorsun. Yok ki kanayan yaran. O alamadığın soluğun adı işte;
yeşil... Gözlere yakışan, ayağının altına serilen yeşil... En çok onun
altında olduğunu bildiğin yeşil... En güzel yeşil...
Gözde aşk, tabutta ölüm yeşil...
Gözlerin kapalıyken gördüğünü düşün şimdi... Elde kir derler,
saçta yaş… Beyazda leke, denizde ev… Renk değil o, kandırdılar
seni... Kötü dediler, yas dediler, acı dediler. Onlar derler. Uykunda
sana eşlik edendir o, nankörlük niye... Siyah adı ama renk değil... Çok daha
fazlası...
Karartma siyahını...
Gör kuşağından aşağı düşmek gibi büyümek. Renkleri koyultmak
gibi... Siyahın beyazına özlem, çocukluğun rengine, kaldı mı gör kuşağında
rengin? Yağmurun yağmayışına mı öfken, yağdırmayan kendine mi? Renklerin
aslı sende, sözcükler nafile…
Şimdi çık buradan, durma aç gözlerini... Ama yine gel, özletme
kendini...
- Sol elimin sağ elimde ne işi vardı? Hem karışınca bütün
renkler beyazdı...
teknik olarak bu bir post sayılamaz, çok ama çok beğendim. bunu yazan kalbin yüceliği ne güzeldir, ne incedir.
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder