22 Aralık 2017 Cuma

haberci

çok ama çok eminim ki hepiniz gördünüz bu rüyalardan. sadece bağlantıyı kuramamışsınızdır, çok eminim.

ben bağlantı kurmayı ne zaman öğrendim?

gördüğüm bir rüyada, asansörün içindeydim. 3 tarafı ayna kaplıydı, aynaları çok severim. imkan verilse herhalde 4 5 saat kendimi izlerim. neyse aynada kendime bakıyordum gülümsüyorum saçımı, başımı düzeltiyorum derken aynadaki yansımamın suratı asıldı, bi an asansör loşlaştı, aynadaki yansımam üzerime saldırdı. kan ter içinde uyandığımı hatırlıyorum.

bu olaydan 1 hafta sonra hayatım değişti.

bundan tam 6 hafta önce bir cuma gecesi 1 2 gibi yattım uyudum yatağımda.

sonra rüya başladı.

bomboş bir köy yolunda gidiyorduk eski püskü bir arabayla. ikimiz de o kadar tedirgindik ki, yol boyunca neredeyse hiç konuşmamışız. çok eminiz ki birilerinden kaçıyoruz. 2 yanı çayır olan o köy yolunun sonunda bir bina gördük, mardin eski taş evlerinden, çok severim.
içeri girdik, duvarda bir saat var. saat 04:04 ü gösteriyor. evimizden o kadar uzaktayız ki ürperiyor içimiz.

tepesi kapalı olan devasa bir avluya sahip bir otelmiş içine girdiğimiz bina. elimizde eski püskü deri valizler, etrafa bakıyoruz resepsiyon bile boş.

saat 04:06

adım atsan yankı yapacak kadar sessiz, hafif loş olan otelin avlusunda barınan o lobbyde ikili kanepeye oturmuşum.

o da arabadan valizleri taşımış, bana diyor ki; "Nazlı saatlerdir araba kullanıyorum, tuvalete gitmem lazım".  İşte o an doğuyor bende dünyanın en büyük tedirginliği..

 "ne işin var tuvalette gel yanıma otur korkuyorum" diyorum.

 "kocaman kızsın, korkmana gerek yok hem ben 5 dk içinde yanında olacağım"

beni bırakıp gidiyor. etrafta sinek bile yok. o sırada otelin sakinlerine özeniyorum, dertleri tasaları hiç yok, mışıl mışıl sevdiklerinin koyunlarında uyuyorlar diye.

saat 04:10

sonra bana çok sıkıntılı bir his geliyor, etrafa bakıyorum. artık duvarları seçemeyecek kadar göremediğimi fark ediyorum. lobby e bakıyorum, nafile.

gözlerim görmüyor diye korkmaya başlıyorum. sonra anlıyorum ki ben kör olmadım, ışıklar sönüyor bir bir.

sonra fısıltılar başlıyor. saat 04:12

"sen mi geldin? korkuyorum, neredesin?"

ses yok

"kim var orada, bizi rahat bırakın. "

fısıltılar yaklaşıyor.

"şaka yapıyorsan gerçekten çok korkuyorum artık kes bu şakayı, şımarıklığın hiç sırası değil"

ses yok

"yeter, gel artık. geldin mi tuvaletten, kurban olayım bi ses ver"

umudumun kesildiği bir anda kanepede yanıma biri oturuyor.

"sen kimsin?"

ses yok.
fısıltılar uzaklaşıyor.

tekrar görebilmeye başlıyorum.

İkili kanepede yanıma O oturmuş. bakıyor.

bomboş bakıyor.

"ne oldu, iyi misin?"

bomboş bakıyor.

"sevgilim, iyi misin?"

ses yok. tepki yok.

çok sonra anlıyorum tuvalette ona zarar verdiklerini.

"bir şey söyle, ne yaptılar? vurdular mı, dövdüler mi? ne olur bir şey söyle"

"ensene filan iğne batırdılarsa gözünü kırp bari"

tepki yok.

"bıçakladılar mı sırtından?"

allah kahretsin, kesin bıçakladılar.

kucaklamaya çalışıyorum. aslında amacım ona sarılıp sırtını elleyebilmek. çünkü bıçaklandıysa öğrenmemin tek yolu bu. elimde ıslaklık varsa bıçaklamışlardır.

sonra bağıra çağıra yardım isterim, mışıl mışıl uyuyan bütün otel sakinlerine yalvarırım. elbet biri yardım eder. neden etmesinler? kıyamazlar ki göz göre göre ölmesine.

neden kıysınlar? kıymazlar, çok eminim.

kucaklayamıyorum. çünkü o kadar ağır, o kadar ağır ki, o nefret ettiğim çelimsiz kollarım onun vücudunu taşıyamıyor. yarasının nerede olduğunu bile göremiyorum. kahretsin.

"allah aşkına bir şey söyle..

neden ağlıyorsun?

ağlama ne olur ben seni kurtarırım.

ya bak ağlama sadece bana odaklan, kurtarıcam ikimizi de buradan, sakın korkma

yok yok benimle kal kapama gözlerini..

oğlum bir şey söyle,

hayır bayılma, sakın bayılma

yalvarırım bayılma"

........


uyandım

Tarih 11 Kasım
Saat 04:04